Cumhurbaşkanı ve Başbakan`dan Batıya Çifte Mesaj

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım Uluslararası Ombudsmanlık Toplantısı'nda Batı'ya göç ve mülteciler konusunda önemli mesajlar verdi.

02.03.2017 16:36
Cumhurbaşkanı ve Başbakan`dan Batıya Çifte Mesaj

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "YPG/PYD'de silah desteği verenler bu güçlerdir. Belgeleri var. DEAŞ'a silah desteği veren yine bu güçlerdir. DEAŞ'la mücadele veren biziz, Batı 'Türkiye DEAŞ'a destek veriyor' diyor. Suriye'de şehitler verdik, ÖSO şehitler verdi, 3 bini aşkın DEAŞ'lıyı da öldürdük. Buna devam edeceğiz, çünkü bizim tehdit oluşturuyor. Misafirlerimiz var, söyleyim; DEAŞ'ın İslam'la yakından uzaktan ilgisi yoktur. Batılı dostlar 'İslami terör' diyor, kimse İslamla terörü yan yana getirmesin. Zira, İslam barıştır. Barış olan bir din, terörle yan yana getirilemez. Bu çok ciddi bir operasyondur, bunu kabul edemeyiz" dedi.

Başbakan Binali Yıldırım da, "Yıllarca Türkiye'nin başını ağrıttıkları yetmezmiş gibi şimdi Suriye'de başka başka YPG/PYD gibi isimlerle yeni bir mevzi kazanma yollarını denemektedirler. Hangi ad altında olursa olsun biz bunları iyi tanırız. Dost ve müttefiklerimiz iş tutarken bir kere değil 10 kere düşünmeleri lazım. Kiminle yola gideceklerine karar vermeleri lazım. Ya Türkiye ile yola devam edilecek, ya da terör örgütleriyle yola devam edecekler" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Binali Yıldırım, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde Uluslararası Ombudsmanlık Toplantısı'na katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

"BU KURUMU DAHA ÖNCE KAZANDIRMAK İSTİYORDUK"

"2012 yılında hayata geçirdiğimiz Kamu Denetçiliği Kurumu devletle vatandaşı kucaklaştırma konusunda en somut tezahürüdür. Biz bu kurumu daha önce kazandırmak istiyorduk. 2006 yılında kabul ettiğimiz kanun dönemin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Gecikmeyle de olsa bu kurumu daha sonra hayata geçirdik. Kamu Denetçiliğinin kuruluş serencamı eski Türkiye alışkanlıklarının kimin nasıl komunlandırıldığı bakımından önemlidir. 2006 yılında kanunun iptali için Anayasa Mahkemesi'ne gidenlerin yaklaşımı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle önüne geçmek istediğimiz sorunun işaretidir. Ana muhalefet partisinin ve dönemin cumhurbaşkanının hadiselere bakışı ve AYM'nin yapısını dikkate aldığımızda iptal kararı sürpriz olmadı.

Türkiye bu seviyeye çok kolay gelmedi. Hizmetin önünü tıkayan, statükoyu muhafız anlatışıyla mücadele ettik. Elindeki kamu gücünü siyaseti hizaya sokmak için kullananlara karşı ülkeye hizmet etmeye çalıştık. Kamuda etkinliği ve verimliliği artıracak adımlar çeşitli bahanelerle engellenmek istendi. Hukuk, yasalar tamamen statükocu ve ideolojik bakış açısıyla yorumlandı. Bu anlattıklarımız yıllar önce yaşanmış uzak hadiseler olarak görülüyor olabilir. Bu yaşadıklarımız meçhul bir tarihin değil, sadece 3-5 yıl öncesinin olaylarıdır. Biz dik durmasaydık, gövdemizi taşın altına koymasaydık bu yapılanların 10'da 1'ini dahi gerçekleştiremezdik. Hamd olsun çabalarımız ve milletimizin desteğiyle Türkiye bu alanlarda da bir dönüşüm gerçekleştirdi.

"HEDEFLERİMİZE ULAŞTIĞIMIZ İDDİASINDA DEĞİLİM"

Türkiye son 14 yılda devletin maslahatını, vatandaşı önceleyen, vatandaşın hakkını koruma altına alan bir sisteme geçti. Devleti namütenahi gören tasavvur terk edilmiştir. İnsanımızın devletten korktuğu atmosferin yerine, 15 Temmuz'da olduğu gibi devleti canı pahasına sahiplenen bir iklim oluşturulmuştur. Türkiye'de artık vatandaşına tepeden bakan, ceberrut bir yönetim değil, vatandaşına hizmetkar olan anlayış vardır. Bir tek vatandaşımızın dahi devlet kapısından boynu bükük ayrılmasına gönlümüz razı olmaz.

Hedeflediğimize tamamen ulaştığımız iddiasında değilim. Bunun uzun ve zahmetli bir süreç olduğunun farkındayız. Reformları bizi ideallerimize bir adım daha yaklaştırdığını biliyoruz. Tüm farklılıklarını bir kenara bırakarak 80 milyonun tamamı devletine sahip çıkmıştır. Hizmet eğitim diyerek milletin malını gasp eden çete, 80 milyonun direnişiyle hezimete uğramıştır. O gece milletimiz demokrasi destanını kanıyla, canıyla yazmıştır. Bu örgütün devletten tasfiyesine yönelik kararlı adımlar atıyoruz. Bu süreci hukuk içinde sürdüreceğiz. Örgütün verdiği tahribatın izlerini temizlemeye çalışıyoruz. Bunun yanında tüm umudunu krize ve kaosa bağlamış eski Türkiye artıklarıyla da uğraşıyoruz.

KARARA UYMA ORANI YÜZDE 42

Bu süreçte Kamu Denetçiliği Kurumu'na da önemli görevler düşüyor. Kurumumuz son 5 yılda önemli bir göstergedir. Bugüne kadar yapılan başvuru sayısı 25 bine yaklaştı ve 23 bine yakını neticelendirildi. Kararı uyma oranı yüzde 42'dir. Kurumun etkinliğinin arttığını görüyoruz. Bu seviyeleri yeterli bulmuyoruz. Bunun artması için çalışmayı sürdürmeliyiz.

GÖÇ VE MÜLTECİLER KONUSU

Bu yılki sempozyumun temasının göç ve mülteciler olarak belirlenmesini isabetli bulduğumu belirtmek isterim. Dünyanın hemen her bölgesi göç ve mülteciler meselesiyle yüzleşiyor. Güçlü olan ülkelerin bu konuda duyarlı olmadığını ifade etmek isterim. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere ana konuyu göçmenler oluşturuyor. Ama problemi çözmeye gelince sadece seyrediliyor. Her ne kadar göç ve mülteciler konusu devletlerin ve uluslararası örgütlerin gündeminde olsa da, daha çok güvenlik ekseninde tartışıldığını görüyoruz. Kuşkusuz yaşanan terör saldırılarının etkisi bulunuyor. Irkçı gruplar, mülteciler ile terör olayları arasında paralellik kurmaya çalışıyor. Bu sorunu ortaya çıkaran, insanları evlerini yurtlarını terk etmeye zorlayan saikleri ortaya çıkarmak zorunluluğu vardır.

Sahil Güvenlik Komutanlığımız 2 yılda 130 bin göçmeni kurtardı. Bunca trajediye rağmen insanlar bu tehlikeyi göze alıyorsa, ciddi sorun var demektir. 3 milyon mülteciyi ülkemizde barındırıyoruz ve şu ana kadar yaptığımız harcama 26 milyar doları bulmuştur. Ne AB, ne BM verdiği sözde durmuştur. Verseler de vermeseler de biz silahlardan kaçan, varil bombalarından kaçan bu insanları misafir etmeye devam edeceğiz. Bunu insani bir görev telakki ediyoruz.

"TÜRKİYE DÜNYANIN EN CÖMERT ÜLKESİ PAYESİNE SAHİP"

Her ne kadar Türkiye Suriye ve Irak'taki istikrarsızlıklar sebebiyle, göç ve mülteciler meselesiyle yoğun bir şekilde yüzleşse de bu konuya asla yabancı değildir. Anadolu, bir göçmen yurdudur. Ülkelerinde zulüm, baskı ve şiddet gören mazlumlar için güvenli bir liman olmuştur. Katliamdan kaçan Musevilerden, Hristiyanlardan, Çerkezlere kadar bu ülkede korunaklı bir çatı bulmuşlardır. Türkiye mazlumlar için güven yurdudur. Burası göze sezdirmeden, gözyaşı silenler ülkesidir. Bizim milletimiz din, dil, etnik ayrım gözetmeden herkesi bağrına basmıştır. Biz yaşamanın, ayakta kalmanın, vermenin, bölüşmenin, paylaşmanın bereketine inanıyoruz. Gerek ülke içinde, gerekse sınır hattında hayata tutunmaya çalışan kardeşlerimiz için imkanlarımızı seferber ettik. Uluslararası kuruluşların yaptığı katkı, 1,2 milyar dolar civarındadır. Türkiye 140'ı aşkın ülkede icra ettiği kalkınma yardımlarıyla dünyanın en cömert ülkesi payesine sahiptir.

"BUNU KABUL EDEMEYİZ"

Terörden arındırılmış teklifi duymazdan gelinmiştir. Hep bana söyledikleri 'Gayet güzel', 'Hadi adım atalım' dediğimde hep unutturulma polikası güdülmüştür. YPG/PYD'de silah desteği verenler bu güçlerdir. Belgeleri var. DEAŞ'a silah desteği veren yine bu güçlerdir. DEAŞ'la mücadele veren biziz, Batı 'Türkiye DEAŞ'a destek veriyor' diyor. Suriye'de şehitler verdik, ÖSO şehitler verdi, 3 bini aşkın DEAŞ'lıyı da öldürdük. Buna devam edeceğiz, çünkü bizim tehdit oluşturuyor. Misafirlerimiz var, söyleyim; DEAŞ'ın İslam'la yakından uzaktan ilgisi yoktur. Batılı dostlar 'İslami terör' diyor, kimse İslamla terörü yan yana getirmesin. Zira, İslam barıştır. Barış olan bir din, terörle yan yana getirilemez. Bu çok ciddi bir operasyondur, bunu kabul edemeyiz.

Küreselleşen bir dünyada hiç kimse diğerinin sorununa sessiz kalamaz. Acının rengi yoktur. Kader ve keder ortaktır. Huzur, barış istiyorsak yönümüzü kriz ve çatışmaların olduğu yerlere çevirmeliyiz. Yaşadığımız acı hadiseler Halep, Bağdat, Musul yanarken Antep, Brüksel, Berlin'in huzur içinde olamayacağını göstermiştir. Akdeniz'in büyük bir kabristana dönüşmesini engelleyecek çözümler ortadadır. Yükler paylaşılmadan mülteci ve göç sorununu üstesinden gelinemeyeceğini söylüyoruz. Etnik, dini ve mezhebi gerilimlerin tırmandırıldığı politikaların çare olmadığını söylüyoruz."

YILDIRIM: BU PROBLEME SAĞIR OLMAK HİÇBİR PROBLEMİ ÇÖZMEZ

Başbakan Binali Yıldırım'ın açıklamalarının satırbaşları şöyle:

"Dünya toplumu, BM, gelişmiş ülkeler heyetler geliyor, gidiyor Türkiye'nin yaptığını hep takdirle yad ediyorlar. Sırtımızı sıvazlıyorlar, 'Çok iyi işler yapıyorsunuz' diyorlar. 'Biraz da siz yük alın' dediğimiz zaman ortada kimseyi göremiyoruz. Bu çok önemli bir sorundur. Bu sorunu bir ülkenin tek başına halledemeyeceği görülmesi gerek. Bugün 55 milyon mülteci konumuna düşmüş insan var. 120 ülkenin nüfusundan daha fazla. Bu büyük probleme sağır olmak hiçbir sorunu çözmez. Dünyada küresel barış, kardeşliğin daim olmasını istiyorsak yapmamız gereken sorunun kaynağına inmektir. Adaletsizliktir, sevgisizliktir, hoşgörüsüzlüktür ve ülkeler arasındaki kalkıma/refah farkının azaltılmaması yönünde gayret gösterilmemesidir.

Türkiye olarak kendi insanımızın refah ve mutluluğu için yoğun bir gayret içerisinden çalışırken, diğer yandan da bölgemizde barış ve istikrarın tesis edilmesi, terörün ortadan kaldırılması için de amansız bir mücadele veriyoruz. DEAŞ diye bir terör örgütü var. El Kaide'den sonra ortaya çıkmış, kutsal dinimizi en kötü şekilde istismar eden bu alçak terör örgütüyle dünya sanki mücadele ediyor, mücadele etmiş gibi gözüküyor. Bu mücadeleyi ortaya koyan Türkiye'dir. Sınırlarımızdan bölgeye gitmeye çalışan 50 binden fazla DEAŞ sempatizanını engelleyen ülke Türkiye'dir. 3 bin 500'ün üzerinde örgüt mensubunu da tutukladık.

"KİMİNLE YOLA DEVAM EDECEKLERİNE KARAR VERMELİLER"

Türkiye terörle mücadelede dünyada birçok ülkenin olmadığı kadar çok fazla tecrübe kazanmış, bunun acılarını da en çetin şekilde yaşamış bir ülkedir. O bakımdan barışın, kardeşliğin, huzurun değerini bu topraklardan bizden daha iyi bilen kimse yoktur. Suriye'de akan kanın durması, ateşkesin sağlanması için Cumhurbaşkanımızın önderliğinden bir ateşkes süreci başladı. Bundan sonraki adım Suriye'de kalıcı barışı sağlayacak siyasi çözümün getirilmesidir. Burada da BM'ye, bölgedeki koalisyon ülkelerine ortak sorumluluk düşmektedir. Bunca bedeli ödedikten sonra bazı terör örgütleri bu sonuçtan istifade etmek istiyorlar. Yıllarca Türkiye'nin başını ağrıttıkları yetmezmiş gibi şimdi Suriye'de başka başka YPG/PYD gibi isimlerle yeni bir mevzi kazanma yollarını denemektedirler. Hangi ad altında olursa olsun biz bunları iyi tanırız. Dost ve müttefiklerimiz iş tutarken bir kere değil 10 kere düşünmeleri lazım. Kiminle yola gideceklerine karar vermeleri lazım. Ya Türkiye ile yola devam edilecek, ya da terör örgütleriyle yola devam edecekler.

KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

Kamu denetçiliğini getirerek vatandaşla devleti barıştırıyor. Önemli bir kurum. Yıllar geçtikçe değeri daha iyi anlaşılacak. Vatandaşın hayatını kolaylaştırmak, yaşam kalitesini artırmak, devletin müşfik yüzünü daha da geliştirmek için bu demokratik yapıları getiriyoruz.

16 NİSAN REFERANDUMU

Şimdi önemli bir değişiklik daha yapıyoruz yönetim sistemi. Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhuriyet kurulduğundan beri yaşadıkları ve edindiği tecrübeler ışığında istikrarın kalıcı hale getirilmesi, güçlü iktidarın sandıkta tecelli etmesini sağlayacak Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini öngören sistemi getiriyoruz. Zaman kayıpları asgariye inecek, verilen sözlerin iki seçim arasında eksiksiz yapıldığını vatandaş görecek. İstikrarın, güçlü iktidarın ne anlama geldiğini 15 Temmuz'da gördük. Türkiye'nin demokrasisine, istiklaline alçakça saldırı olmuş, başta Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayet, hükümetimizin kararlılığı, milletimizin cesaretiyle bu püskürtülmüştür. Yeni Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemiyle vesayetler, darbeler, demokrasi dışı girişimler asla ve asla Türkiye'nin gündemine gelmeyecek. Türkiye muasır medeniyetler seviyesine kararlılıkla yürüyecek."

Yorum Yap